Değerli Dostlar; sizlerle “isâr” konusu ile ilgili paylaşımda bulunalım istedim.
Sözlükte “bir şeyi veya bir kimseyi diğerine üstün tutma, tercih etme” mânasına gelen isâr ahlâk terimi olarak “bir kimsenin, kendisi ihtiyaç içinde bulunsa bile sahip olduğu imkânları başkalarının ihtiyacını karşılamak üzere kullanması, başkasının faydası için fedakârlıkta bulunması” demektir. Cürcânî isârı, “kişinin başkasının yarar ve çıkarını kendi çıkarına tercih etmesi veya bir zarardan öncelikle onu koruması” şeklinde tarif ederek bu anlayışın din kardeşliğinin en ileri derecesi olduğunu belirtir. Îsâr anlamında Batı dillerinde kullanılan altrüizm karşılığında modern Arapça’da daha çok gayriyye, Türkçe ’de diğerkâmlık ve özgecilik terimleri kullanılmaktadır.
Bir kimsenin cömertlikte îsâr derecesine ulaşabilmesi için ikram ettiği şeye kendisinin fiilen muhtaç durumda bulunması şart değildir; önemli olan, muhtaç olsa dahi başkasını kendisine tercih edebilecek bir ahlâk anlayışına ve irade gücüne sahip bulunmasıdır.
Gazzâlî, cömertliğin en yüksek derecesinin îsâr olduğunu ifade etmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Peygamber’in çok yüce bir ahlâka sahip olduğu bildirildiğine göre îsâr aynı zamanda Resûlullah’ın ahlâkının da bir unsurudur. Hayatında isarı her daim uyguladığı görülmektedir. Aişe radıyallahu anhâ buyurur: “Resûlullah’ın evinde asla doyuncaya kadar yemezdik. Halbuki yiyecek şey olurdu. Fakat biz îsâr ederdik”
Diğer erdemli davranışlarda olduğu gibi îsârın da belirtilen ahlâkî değeri kazanabilmesi için maddî veya mânevî bir karşılık beklenmeden sırf Allah rızâsı ve insan sevgisinden dolayı yapılması gerekir. Çünkü iyilik karşılığında teşekkür veya övgü bekleyen kişi cömertlik değil alışveriş yapmış sayılır (İḥyâʾ, III, 260). Yâni îsâr, benlikten diğerkâmlığa geçip “önce ben” yerine “önce o” diyebilmektir. Cömertlikten daha faziletli olmasının nedeni cömertlik kendine fazla olanı vermektir. Îsar ise insanın kendisine de lazım olanı vermesidir.
Îsar, sırf para veya mala özgü bir fedakârlık değildir. Tüm maddî ve manevi nimetlerden, yeteneklerinden, bilimden, irfandan “fedakarlıkta bulunmak, infak yapabilmektir. Hatta kişinin sevdiği bir kimse için, vatanı için kendi rahatını, huzurunu, hatta hayatını feda etmeyi göze alması da “can ile îsâr” şeklinde bazı kaynaklarda yer almaktadır. Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda vatanını, milletini korumak için şehitlik mertebesinin yüceliğine de iman eden şehitlerimiz can ile isarın en kıymetli örnekleridir.
Mesleğinin, yeteneğinin isarı da mümkündür. Meselâ bir muallim; “Benim ne gücüm var ki infâk edeyim?” dememeli, bazı fedakarlıklarda bulunarak dersinden geri kalmış öğrencilerine veya sınava hazırlanan durumu iyi olmayan öğrencilerine ders verebilir. Bu takdirde o da îsar etmiş olur. Öğrencilerine diğerkamlığı gerek peygamberimizin hayatından örneklerle gerekse kendi model olarak öğretebilir. Kapitalist sistemde yetişen çocuklar başkasını düşünme, paylaşma odaklı olmadıkları için mümkün olduğunca kültürümüzden silinmeye yüz tutmuş bu davranışları öğretmeye çalışmalıdır.
Her meslek ehli benzer davranışlarla yeniden, inancımızın da kültürümüzün de temel direği olan cömertlik, infak temelli diğerkamlık, özgecilik değerlerini çocuklarımıza, insanlarımıza öğretmelidir.
ALAADDİN BEY’İN BÜYÜK İSÂRI
Osman Gazi’nin vefatı üzerine, âhilerin ve beyliğin ileri gelenlerinin desteğini alan ve ananeye göre tahta geçmesi gereken büyük oğul Alaaddin Bey, kardeşi Orhan Bey'i kendisine tercih etmiş ve onun bey olmasını istemişti. Onu takdim ederken de şöyle dedi:
– Kardeşim! Atamızın duası ve himmeti seninledir. O hayatta iken ordunun komutasını sana vermişti. Dolayısıyla beylik sana aittir.
Bu büyük isârı gösteren Alaaddin Bey, Orhan Gazi’nin en büyük destekçisi olmuş, Rumeli diyarının fethedilmesine öncülük yapmış ve şehadetle hayatını noktalamıştır. (Ziya Nur Aksun, I, 36)
Yukarıdaki misaller ile günümüz insanı arasındaki fark gerçekten dikkat çekicidir. “İnsan insanın kurdudur.” anlayışının hüküm sürdüğü, paylaşmanın unutulup bencilliğin kol gezdiği, verirken bile gösteriş ve beklentinin ön plâna çıktığı günümüzde, çözülmenin nereden kaynaklandığı aşikârdır.